Her Hakkım Saklıdır® Bu blogdaki tüm haklar Melis Tezcan'a (öncekadınsonraanne) aittir, kendisinden izin almadan!!! ve kaynak göstermeden gerek metinsel gerekse görsel dökümanların kopyalanması, kullanılması ve yayınlanması yasaktır. Aksi halde yasal yola başvurulacaktır.

10 Temmuz 2012 Salı

Örnek alınacak bir baba kız: Selin ve Selim Geçit ve müzik konusunda biraz muhabbet

Pazar sabahı, Ayşe Tolga'nın tavsiye tweeti sayesinde harika bir baba kızla tanıştım: Selim ve Selin Geçit
http://www.youtube.com/user/IstanbulSelim/featured










Selin'in youtube'daki son şarkısını seyrettikten sonra diğerlerini de seyredeyim dedim. Daha sonra bir baktım ki kayıtları yapan babası da şarkı söylüyor. Hem de ne güzel söylüyor.

Youtube'a giriş o giriş; çıkamadım saatlerce. Bir yandan kimdir nedir bu kişiler diye araştırma yaptım kendimce...


Baba Hilton ParkSA'ın müdürü. Onunla ilgili tek yazı:

"Selim Geçit, Hilton ParkSA Otel Müdürü olarak yeni görevine atandı. Selim Geçit, yurtdışında edindiği tüm bilgi birikimini, bundan sonra Hilton ParkSA'nın misafirleriyle paylaşacak.


Son olarak Hilton Templepatrick'de görev alan Selim Geçit, Hilton ParkSA Otel Müdürü olarak yeni görevine atandı. 


1991 yılında Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü'nden mezun olan ve 18 yıldan bu yana Hilton Worldwide bünyesinde çalışan Geçit, İngiltere'nin çeşitli bölgelerinde 7 senelik deneyime sahip. Geçit, Turizm Enstitüsü Başkan Yardımcılığı yaptı ve Ulster Üniversitesi'nin Turizm Yönetimi Bölümü'nde danışman olarak görev aldı."

Kızı ise henüz 14 yaşında gencecik; ama yetenekli ve şirin mi şirin, enerjik, masum bir gençkız.

12 sene İngiltere'de yaşadıkları için telaffuzu çok iyi ve ne dediğini bilerek şarkı söylediği için duygulara hakim.

Baba da 5 yıl yurtdışında kalmış ve onun da eserleri orijinal gibi söylediğini ve şarkıcılık konusunda çok yetenekli olduğunu söylemek lazım.

Youtube'dan mesajlaştım kendisi ile ve daha çok bilgi edindim.

Çok bilinçli ve sevecen bir baba. Kızına bu işi iyi bilen birilerinden şan ve piyano dersi aldırması ve gelecekteki müzikle ilgili hayallerini desteklemesi bunu kanıtlıyor bence. Hatta caz konusunda oldukça başarılı olan hocasını da bu sayede tanımış oldum:) Elif Çağlar (http://elifmusic.blogspot.com/)

Tüm parçaları dinlediğinizde (seyrettiğinizde) baba kızın o güzel paylaşımlarını görüyorsunuz. Selin'in yaşının verdiği kıpır kıpır hali, dans edişi, şarkı sonlarındaki utangaç muzip gülüşleri insanın içini ısıtıyor.

Maşallah diyelim hem ilişkilerine, hem de yeteneklerine:)

Keşke Selim Bey'in de daha çok videosu olsaydı; 2 video dişimin kovuğuna gitmedi doğrusu. İnsan onu dinlerken mest oluyor, tatil yöresinde açık hava bir barda gibi hissediyor. Şu an daha çok genç olduğu için acemi (gerçi geçen seneki videolarına bakınca 1 senede bile sesi fark etmiş) olan kızın yanında baba usta bir sanatçı. Sanatçı diyorum çünkü hem çok güzel gitar çalıyor (ben işin ehli değilim bilemem ama zevk veriyor) hem de iyi bir şarkıcı (MSÜ opera mezunu olarak onu söyleyebilirim)

Teknik vs beni hiç ilgilendirmiyor. Kendisinin keyif alması ve bunu karşıya yansıtması çok önemli. Samimi ve içten. Bu da beni derinden etkiledi. Kulağa çooook hoş gelen ve seyretmesi bile keyifli performanslar bunlar. Selim Bey'in içinde genç bir delikanlı var ve sanırım bu yüzden kızı ile çok iyi anlaşıyor.

Videoları hazırlayışına bakılırsa teknoloji açısından da oldukça becerikli. Hatta bazı parçaları başka başka videoları birleştirerek oluşturmuşlar (Almanya'daki bir müzisyen arkadaşları vs ile)

Üstelik adam Hilton ParkSA'nın müdürü yani asıl işi bu değil; gayet yoğun tempoda (otel genel müdürü ahbabımızdan iyi biliyorum) işine rağmen yeteneklerini konuşturuyor. Kariyer de yaparım, çocuk da müzik de diyor:)

Selim Geçit ve Selin Geçit sayesinde keyifli bir Pazar sabahı. Bu kadar keyifle müzik dinlemeyeli olmuştu.

Selim Geçit'in bana kanıtladığı bir şey daha: sevdiğin insandan eminsen, evlenip yuva kurup, erkenden baba olup harika bir aile olabilir ama hobilerinden, hayatın keyfinden vazgeçmek zorunda kalmazsın; hatta ailenle pekiştirirsin. Hem de genç bir babanın (sanırım benden 5 yaş kadar büyük) kızı veya oğlu ile paylaşacağı daha çok enerjisi ve hobileri olabilir. Aile babası klişe bir tip olmak; hayatın yükü altında ezilmek zorunda değil. Evet belki maddi imkanlar, aldığı eğitimler bu şartları, hobilerini sürdürmeyi, hayallerini gerçekleştirmeyi kolaylaştırıyor. Ama maddi imkanı elverdiği halde, ot gibi yaşamayı seçen asık suratlı pek çok üst düzey yönetici de var. Selim Bey'in tüm resimleri neşeli, güleryüzlü. Çünkü hayatından memnun, en azından dışarıya yansıyan tablo bu...  Baba olmak demek sadece eve ekmek getirmek değil. Eminim annesinin çok daha fazla emeği var Selin'in üstünde; ama babası arkadaş olabilen, aynı zevki paylaşabilen, aynı zamanda öğreten bir baba olduğu için bu babaya ayrı bir şapka çıkarmak lazım. Bu tür bir baba olmak sadece para ile de ilgili değil; çocuğunla bir zevki paylaşmak, yerine göre parka gidip beraber dolaşmaktır. Bu aile beni çok etkiledi. 

Tüm kız çocukları piyano çalmayı ister, ben hep gitar istedim ama çalmadım. Bu yaştan sonra belki öğrenirim;) Evde artık çalmadığım piyanom, eşimin çalmadığı elektro gitarı ve yeni hevesi bateri seti var; ama faal çalan yok. Piano ve davul çalmayı seven oğlum da benim gibi gitar isterse!! (zorla değil) yönlendireceğim. Çünkü ne kadar iyi şarkı söylesen de eşlikçi lazım. Kendin çalıp söylersen, kimseyi beklemen gerekmiyor; her zaman, her yerde söyleyebilirsin ve alışık olduğun için ne utangaçlık kalıyor ne bi şey; keyif almayı unutmuyorsun. Üstelik gitarını her yere taşıyabilirsin. Şimdiki aklım olsa piyano derslerime daha çok önem verirdim. Bu kararımı güçlendiren Selim Geçit'e tşkrler.

Selim Bey'in bana anında cevap yazması ve verdiği cevaplardan çok da mütevazi olduğunu söylemeliyim. Hatta istersem evimden çıkmadan web uzerinden dosya transferi ile "Cyber Band"lerine konuk olmak üzere davet bile etti. Kim bilir, gelecek bizim için ne hazırlıyor bilinmez...


Bu ailenin sıkı takipçisiyim artık. Bu güzel insanları desteklemek lazım. Sadece piyasa dedikoduları prim yapmasın artık.


Selin liseden sonra İngiltere'deki "The Brit School"a gitmek istiyormuş. İnternetten baktım çok keyifli bir okula benziyor. Çok yönlü, sanki Fame dizisinin gerçek hayattaki hali. Maalesef Türkiye'deki sanat okulları bu tür değil. MSÜ konservatuvarımızın sahnesi bile yoktu!!!!! Opera, Müzikal, Bale, Modern Dans, Tiyatro, Orkestra tüm bölümlerin sahneye ihtiyacı varken trajikomik bir durum bu. Çizim vs. gibi bölümlerin ağırlıkta olduğu rektörlük bölümünde sahne varken konservatuvarda yok. İlk sene sizi tekniğe boğup, söyleme zevkinizi de elinizden alıyorlar. Bunu unutmayan şanslı. Öğrencisinin hevesini kırmadan, özgüvenini zedelemeden başaran hoca az. Örneğin ilk hocamla ikimizin de mükemmeliyetçi olması benim için şanssızlık oldu. Sahneye çıkmak için ille de mükemmel olmak gerekmez, geç de olsa anladım. Asıl önemli olan keyif alıp, seyirciye de bunu yansıtmak. Teknik sadece temeli bu işin.

YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde de eğitim görevlisi olarak çalıştığım 2 yıl zarfında şunu da gördüm ki orası da çok yönlü sanat işini beceremiyor. Şan bölümünde okuyan öğrencilerin piyano dersi saatleri, ana sanat dalından fazlaydı ve akşam dokuza kadar okulda kalmak zorunda kalıyordu öğrenciler. Evet sanatçı çok yönlü olmalı; ama önce bir konuya kanalize olmalı; diğer dallar onu desteklemeli. Bir konuda odaklanmamış kişi ne tür bir meslek sahibi olacak. En azından şan bölümünün bu şekilde yanlış bir planlaması vardı ve öğrenciler de şikayetçiydi. Öğrencilerin kendi gayreti ile tüm öğrencilerim kendi istedikleri yönde bir yerlere geldiler; ama okula kalsa bu böyle olmazdı kanımca. Bu konuda diğer yazıma bakabilirsiniz (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/07/sanatcya-destek-olmak-basarlarn.html)
Umarım artık durum değişmiştir. Bu yüzden, Selin'in yolu açık olsun; ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğine eminim.


Pazar günüme neşe ve umut  katan bana şarkı söyleme zevkini tekrar hatırlatan Ayşe Tolga'ya tekrar teşekkürler.






BlogOkulu Gadgets