Mezzokate

Mezzokate

Blogroll

Her Hakkım Saklıdır® Bu blogdaki tüm haklar Melis Tezcan'a (öncekadınsonraanne) aittir, kendisinden izin almadan!!! ve kaynak göstermeden gerek metinsel gerekse görsel dökümanların kopyalanması, kullanılması ve yayınlanması yasaktır. Aksi halde yasal yola başvurulacaktır.
uyarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uyarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2012 Cumartesi

Sabiha Paktuna Keskin: harika bir uzman mı, yoksa uzak durulması gereken biri mi?

Merhaba,
Pek çok annenin; hatta arkadaşımın hayran olduğu Sabiha Paktuna Keskin hakkında hiç de iyi izlenimim yok.
O yüzden onları daha çok araştırmadan kitap alıp, programları yapmamaları konusunda uyarıyorum.

Sabiha Paktuna Keskin hakkında ne biliyorsunuz?
Medyatik yüzü dışında hakkında açılan davadan ve bazı tüylerimi ürperten söylemlerinden kaçınız haberdar?
Benim şahsen bir tecrübem olmadı kendisi ile ama ilk erkeklerin aldatmasını olası; hatta faydalı gibi gösteren söylemleri ile tanıdım kendisini. O an benim için tüm güvenilirliğini  yitirdi.

Eşlerin aldatmasını doğalmış gibi savunuyor: Kendi sitesindeki makalede diyor ki:
Kocası çok sayıda hanımla birlikte olan kadın ne yapsın?

a. Kendisi de başka erkeklerle birlikte olsun
b. Kocasının evine dönüşünü beklesin
c. Boşansın
d. Canı ne isterse onu yapsın

Doğru yanıt (d) şıkkıdır. Kimse kimseye ne yapacağını dikte etmeye kalkmamalıdır. Birey kendi empati yeteneği doğrultusunda hareket edecektir. Empatisi yüksek kadın erkeğin çok eşli olduğunun farkındadır. Kocasının parkta tahteravalli, salıncak, kaydıraklara binip biraz eğlenmesine fırsat tanır. "

Yuh artıkkkkkkk
Bir kadın olarak bunu kabul etmem imkansız.

Daha sonra da çocuklar hakkındaki görüşleri ile iyice medyatik hale geldi.

Tarafsız olarak şu araştırmayı yapın.
Google'da dava ve adını bir arada yazınca neler çıkıyor bir bakın:
(https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ie=UTF-8&ion=1#hl=tr&gs_nf=1&tok=CJZPjNlVRj5rC-2JcMuvzA&cp=3&gs_id=i&xhr=t&q=sabiha+paktuna+keskin+dava+2012&pf=p&safe=off&sclient=psy-ab&oq=sab&gs_l=&pbx=1&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.r_cp.r_qf.&fp=310198f0d4d10985&ion=1&biw=1517&bih=714)

Özetle:
Ünlü çocuk nörolojisi uzmanı Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin’e, TTB (Türk Tabipleri Birliği) Yüksek Onur Kurulu tarafından 1 ay meslekten men (alıkoyma) cezası verildi.

Kurul, Prof. Dr. Keskin’e bu cezayı, çocuk nörolojisi uzmanı olduğu halde, çoğul kişilik bozukluğu hastası olan Nermin Akyıldız’ı (55) tedavi ve takip ederek uzmanlık dışı tıbbi faaliyette bulunduğu gerekçesiyle uygun gördü. Hürriyet'in haberine göre, Yüksek Onur Kurulu’ndan Prof. Dr. Keskin’e bir de uyarı cezası çıktı. Prof. Dr. Keskin, hekim kimliğiyle hastadan (Nermin Akyıldız) öğrendiği öykü-bilgileri hastanın kimliği belli olacak biçimde kaleme alınan bir yazıda kullandığı için ceza aldı. Nermin Akyıldız’ın Prof. Dr. Keskin’e karşı açtığı 3 dava da mahkemelerde sürüyor.
http://www.hukab.org/ozel-hukuk/bir-hasta-iki-kitap-uc-dava.html

buraya da göz atın derim:
Anneler kendi yaşadıkları deneyimleri de paylaşmış.
http://www.nurturia.com.tr/groups/thread/c4a1af7f-87bf-45b8-8c46-9ec20150db5c/1/nerede-kaldi-guven-prof-dr-sabiha-paktuna-keskin-

Bir hastasının hayatını 8 sene boyunca kaydedip kitap yaptığı için hapis ile yargılanıyormuş.
Bence bu tür bir suç için 1 ay uzaklaştırma almak o kadar az ki...

Hatta kendisi psikolog veya psikiyatr olmamasına rağmen bu konularda ahkam kesiyor. Kanımca nörolog çocuk eğitiminde uzman değildir. Tıbbi/fiziksel boyutuna bakabilir gelişimin o kadar. Evet psikolojinin keşfinden önce nörologlar bu konuda çalışıyormuş; ancak artık bu konuda uzmanlaşmış meslek dalları varken, psikolojiye el atmak etik değil bence.

Duyduğum kadarı ile zaten nörologlar bile çoğu zaman kongrelere gelmediğini söylüyor.
Bence meslekten men edilmesi gereken bu kişiye medya prim yaptırıyor. Seansları aylar sonrasına fahiş fiyatlarla satılıyormuş, iş tamamen ticari hale dönmüş gibi.

Ben çocuğumu asla yanına bile yanaştırmam. Zaten yanaşanların da hali ortada. Hakkında kitap yazılan mı istersin, ilaçla uyuşturulan çocuklar mı... Bunlar benim okuduklarıma göre edindiğim yargılar. Olumlu/olumsuz daha detaylı bilgisi olan varsa lütfen beni de bilgilendirsin.

Tüyap fuarında Boyut Yayınları standında kazara kitabını elime almışım. Adını görünce elektrik çarpmış veya zehirli gibi tezgaha atıverdim kitabı refleks olarak. Karşımdaki kız şaşırdı kaldı. Sonra açıkladım. Bu zarar verme hissi o kadar içime işlemiş ki refleks olmuş resmen.

Blogcu Anne'nin yazısındaki (http://blogcuanne.com/2011/07/28/anne-mi-baskin-olmali-baba-mi/şu paragrafı tekrar okuyunca sinirlerim bir kez daha zıpladı, bu nasıl mantıktır, anlayabilene aşk olsun:
"Kanal D’deki doktorum programına Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin çıkmıştı. Tam da bu konuyu (evdeki otorite dengesi, anne-babanın rolü, vesaire) anlatıyordu. Doğan’la birlikte denk gelince seyrettik. Orada tam da Doğan’ın dediği gibi annenin daha yumuşak olması gerektiğini söylüyordu. Ancak biraz fazla ileri giderek, annenin baba karşısında neredeyse ezik bir duruma düşmesi gerektiğini anlatıyordu Dr. Keskin. Örneğin, anne, babanın bu otoriter pozisyonunu pekiştirmek adına gün içinde babaya -çocuğun da göreceği şekilde- telefon açıp “Domatesleri nasıl doğramamı istersin kocacığım, küp küp mü, yuvarlak mı?” şeklinde akıl danışıyor gibi yapmalıymış. Böylece çocuk da “Haaa, bak, bizim evde babam ne derse o oluyor, demek asayiş berkemal” diye düşünecek, bütün dengeler oturacakmış."

Televizyonda vs gördükçe uyarıyorum yetkilileri, ona değer veren arkadaşlarımı...

Lütfen biz de prim yapmasına alet olmayalım.
Çevrenizdeki anneleri de araştırma yapması konusunda uyarın, paylaşın...

Bu da son durumla ilgili haber: 
http://www.sabah.com.tr/Yasam/2014/08/01/terapi-sirlarini-yazan-profesore-ikinci-dava

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Önce İnsan!!!! Sonra Anne olmak lazım

Bu ara duyarsız insanları hele de anneleri gördükçe cinlerim tepeme çıkıyor. Çünkü bu insanlar çocuk yetiştiriyor ve gelecek nesiller de onlar gibi duyarsız, küstah, düşüncesiz olmasın diye dua ediyorum.

Geçen hafta marketin önüne park edecekken baktım yere engelli işareti çizmişler. Ben de arabadaki 3 yaşındaki çocuğumla kenarda yer boşalmasını bekliyordum. Birden kadının biri çıkıp o yere park edince kendimi arabadan atıp, kadının yanına gittim ve kadını kibarca “görmediniz” herhalde diyerek uyarınca, kadın bana lafla saldırdı. Ben de önce açıklamaya çalıştım; ama dinlemedi ve hatta koşar adımlarla uzaklaştı. Üstelik markete gelmemiş, karşı apartmanda oturuyormuş. Bir de bu hakkıymış gibi "Ben burada oturuyorum" dedi. Kadın kaçınca bağırmaya başladım. Bana “Sen özürlü müsün” dedi ve ben de “Asıl siz zeka özürlüsünüz” dedim. Sinirden titremeye başladım kadının sileceğini kaldırdım. Ön camda çocuğunun resimleri vardı. Anne olarak böyle örnek oluyor işte... Bağırmaya devam ettim. En azından millet uyansın, varsın bana deli desinler. Neyse güvenlik görevlisi ile görüştük. Adam "Maalesef yönetim de çok tınmıyor" dedi. Ama market çıkışı arabama gelip "Merak etmeyin zabıt tuttuk, bir daha park edemeyecek" dedi. Umarım işe yaramıştır. Facebook hesabımda da yazdım ki, ne olur boşver demeyelim diye…
Bu kadına ne denir çifte kul hakkı yedi. Hem marketin müşterilerinin, hem engelli vatandaşların… 

Bugün yine aynı markete gittim baktım yerde işaret duruyor; ama çok da net değil; çünkü koyu mavi ile çizilmiş. Güvenlik görevlisine gidip (bu sefer başkası) "Buraya koni falan koysanız, insanlar bu işareti göremiyor; geçen hafta sırf bu yüzden biri ile tartıştım" dedim. Kadın görevli boş gözlerle bakarken bir delikanlı park etmeye kalktı. Ben de "Pardon burası engelli yeri, yana koysanız" dedim. O da hemen yana çekip "Gözükmüyor abla" dedi. "Ben de zaten onu diyordum, koni vs olsa" diye açıklamada bulundum. Yan taraf boş olmasaydı kibarca aracını yana çeker miydi bilemiyorum; ama ben üstüme düşeni yaptım. Çıkarken tekrar hatırlattım görevliye.

Dün bahçede çocuk arabası ile gezip oğlanı uyutmaya çalışıyorum. Çardağın altına gittim; bir de ne göreyim: Masanın üstü çarşamba pazarı gibi.

Gazete serilmiş üstü çekirdek kabuğu, pet şişe, kirli kahve fincanları dolu: Belli ki bir grup anne gece kahve çekirdek keyfi yaptıktan sonra çöplerini orada bırakıp çekip gitmişler. 


Bu arada bir grup anne de ilerideki çardakta oturuyor ve çekirdek çitliyordu:) Masanın üstünde torbaya koyuyor gibi gözüküyorlardı uzaktan. Neyse oğlan uyuduktan sonra eve dönerken oradan geçtim ve baktım: Evet torbaya konmuş ama dibinde çöp olmasına rağmen yine çöpler masanın üstüne bırakılmış.


Muhtemelen evde çocukları ve eşinin dağıntısını toplamaktan yakınan bu anneler neden özgürlüklerini ilan etmişlerdi. En önemlisi iki adım ötede top oynayan çocuklarına kötü örnek olmuşlardı. 
Kazık kadar kadın olmalarını geçtim; en başta örnek olacak "anne" vasfını taşıyorlardı. Ben bile utandım.
O kadınların çocukları, gençleri de çocuk parklarını çöpe çevirenler işte...


Eğer yere attıklarını görseydim uyaracaktım; ama giderken çöpünü alacak mı diye başında da nöbet tutacak değilim ya... 3 yaşındaki oğlum bile çöpe atmayı biliyor.


Belki 1,5-2 senedir bir komşumuz hatalı park ediyor. Adam arabasını yandaki arabaya paralel koymak yerine gelişi güzel koyup çekip gidiyor. Bir kere kendisine rastladım uyardım. Sağ olsun biraz! ileri almış; ama 2 gün sonra durum aynı. Site yönetimine sürekli resim çekip yolluyorum; ama ilgilenmiyorlar. Güvenliğe söyleyin diyorlar. Güvenlik her gece adamın kapısına mı dayansın? Yönetimin elinde güç, uyarıyı da onların yapması lazım. Bıkmadan resim yollayıp uyarmaya devam edeceğim. Çünkü komşuma da anlatmaya çalıştığım gibi diğer araçların manevrasını güçleştiriyor ve özellikle de çocuğunuzun ateşlendiği vs gibi acil durumlarda dakikalarla boğuşuyor ve düşüncesiz insanlar yüzünden geç kalmak istemiyorsunuz.


İnsanlar biraz daha duyarlı olsa ne olur sanki...
Uyarmaya, hatırlatmaya devam.


Sosyal medya daha çok ses getiriyor, insanların aklında kalıyor diye blogumda paylaşarak hatırlatma yapmak istedim. Ne kadar çok paylaşırsak birileri uyarmaktan utanmaz, birileri yaptıklarından utanır vs diye ümit ediyorum. Bana ne demeyelim... Ne olur en fazla sana ne denir... Beşer değil insan olalım. Beşer şaşar, Allah şaşırtmasın kimseyi.


Bu yazıyı da okumanızı öneririm:
http://blogcuanne.com/2012/07/02/adam-olmak-ama-insan-olamamak/