Mezzokate

Mezzokate

Blogroll

Her Hakkım Saklıdır® Bu blogdaki tüm haklar Melis Tezcan'a (öncekadınsonraanne) aittir, kendisinden izin almadan!!! ve kaynak göstermeden gerek metinsel gerekse görsel dökümanların kopyalanması, kullanılması ve yayınlanması yasaktır. Aksi halde yasal yola başvurulacaktır.
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2016 Cuma

MASALCI MELO


Opera mezunu bir anneyim ama mesleğimi yapmıyorum
O zaman sesimi ve eğitimimi faydalı bir amaç için kullanayım dedim

Oğlum ve diğer küçükler için masallar
Artık canlı canlı masal okumaya başladım
Sadece gece oğluma okumak yerine masalcı teyze kıvamında Masalcı Melo oldum ve tüm çocuklara okumaya başladım
4 adet de kendi uydurduğum masalım var ileride onları da anlatacağım sizlere

8 Ekim 2012 Pazartesi

Dukan maceram ikinci round, zayıflamaya devam, artık SADECE ŞİŞMANIM




Dukan maceram devam ediyor.
Bir süre sapıtıp homini gırtlak yedikten sonra tekrar yola girdim. 22 Ağustos (harika bir bayram yemeğinden sonra) tekrar başladım. Bu sefer eskisi kadar hızlı gitmiyor. Tekrar 10 gün atak yapmama rağmen…
Ama bir aydan kısa bir sürede 3,5 kg verdim. Hatta 22 Ağustostan bu yana 4,5 kg ile şu an 24 kg oldu bile.
Artık 42 beden pantolon giyebilir hale geldim. Artık vücut kitle endeksi bana ikinci derece obez demiyor; sadece şişman diyor. Normal de olacağım inşallah.
Evlendikten sonra 45 kg aldığım için daha yolum uzun; ama pes etmek yok.


Bu resme blogcu bir anne arkadaşımın sayfasında rastladım (http://yerdenuzak.blogspot.com/2012/09/yeni-bir-baslangc-daha.html) benim duygularımı tarif ediyor diye atladım hemen. O da www.polyvore.com'da bulmuş bu resmi.

Bir türlü yeni yazı yazamıyordum. Bu gece bir dostumun bana yolladığı bir video harekete geçirdi beni: http://www.youtube.com/watch?v=gegVePV7AWc&feature=share Hatta öyle etkilendim ki Facebook’ta şunu yazmadan edemedim: “Bunu benimle paylaşan kardeşim Andre'ye sonsuz teşekkürler. Gece gece ağlattı beni. Şişman olduğun için acı çekip, aşağılanmayı da farklı bir sese sahip olduğun için hayran kalınıp takdir edilmeyi de gayet iyi biliyorum, her iki duyguyu da yaşadım. Zayıfken bile sırf hazırlıksız, doğaçlama girdiğim konservatuar sınavında önce dalga geçilip ciddiye alınmayıp şarkı söylemeye başlayınca insanların bakışının nasıl değiştiğini bizzat yaşadım. Kilolu olduğu için dalga geçilen pek çok arkadaşımın şarkı söylemeye başladığı anda nasıl etrafındakileri hayran bıraktığını, ayakta alkışlandığını da gördüm. Lütfen insanlara önyargı ile yaklaşıp sadece fiziksel görünümüne göre davranıp onları kırmadan önce tekrar düşünün. Onları kırarak içlerindeki cevheri köreltiyorsunuz. Herkesin!!! olağanüstü olan bir yanı vardır; lütfen ağzınızı açmadan, gözlerinizi devirmeden, kikirdeşmeden önce bir kez daha düşünün.”

Susan Boyle'un bu videosunu da (http://www.youtube.com/watch?v=g0I7M_I1Fp0&feature=related) seyredin ve bir kez daha düşünün kimlere önyargı ile yaklaşıyorum diye. Yine beni hüngür hüngür ağlattı.
Ve daha sonra da lütfen bu videoyu seyredin. (http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&v=9o8PgJPUjfo&NR=1)
47 yaşında hayallerinin peşinden giden bir kadının hayranı olduğu sanatçı ile (ki ondan daha güzel söylüyor) düet yapabildiğini; hayran olduğu aktör şarkıcının onu ziyarete gidişini, erkek gibi gözüktüğü için alay konusu iken bir iki dokunuşla kadınsı güzelliğinin ortaya çıktığını, hiçbir şey için geç olmadığını, insanların önyargıları ile başkalarını nasıl kabuklarına hapsettiğini görün. Kabuğunuzu kırmak sizin elinizde...
Bu da hayallerini gerçek oluşunun özeti (http://www.youtube.com/watch?v=-_-EntHb5TM&feature=related)
Bu videodan sonra klinik psikolog kardeşim Mine Hasırcı'nın bir yazısını tekrar paylaşmam gerektiğini hatırladım. Çünkü konuya cuk oturuyor. http://www.minehasirci.com/2012/09/mukemmel-olma-ihtiyac.html

Düşününce öyle çok kez yaralandım ki bugüne dek. Üstelik çoğu zaman obez değil; hatta şişman bile değildim: Sahneye tayt ile çıkacağım zaman beni şişman sanan (ki oldukça zayıfmışım, hani sizin fıstık sandığınız fotolardaki ben) hocam koreografiyi değiştirmişti. Çalıştığım yerde neler işitmedim yıllarca “odaya girince yer sarsıldı”, “öğle yemeğine niye gidiyorsun ihtiyacın yok”, “o kadar yağım olsa ben de üşümem” daha neler neler. Zayıfladığım zaman da aman geri alma diye ihtarlar. Tezgahtarlar sizi kale almaz şişmansanız, size olmaz derler, bazen pek ilgilenmezler. Kime ne???? Ama insanın bir yerinde o çakılan çivi gibi sözlerin izi kalıyormuş demek…
Hani geçen yazımda (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/07/sana-ne-oldu-diyenlere-dukan-sayesinde.html) demiştim ya tv seyrederken, sokakta zayıf birini görsem zayıf oluşunu düşünüyorum; ama ters tepiyor yiyorum diye… Şimdi de tam tersi: bir dizide veya sokakta şişman birini görsem, yanına yanaşıp/mail atıp “bu rejimi dene, ben bile yapmayı başardım, en azından sağlığın iyiye gidiyor, rahatlıyor vücudun, dolayısı ile hayatın” diyesim geliyor. Demiyorum tabi; çünkü incitme riskim var. Saba Tümer’de 18 ayda 78 kg veren Efsane Gürsel ile ilgili bir program izlemiştim aylar önce. Saba Hn kızın eski resimlerine bakıp Efsane Hanımın yanında öyle bir gülüp eski haliyle dalga geçmişti ki  içim acımıştı. Çünkü o programı izlerken hala şişman olan ve o eski resimlere benzeyen kişiler vardı mutlaka ve o sözler, gülüşmeler onları yaralamıştır.

Dukan benim babamın oğlu değil; ama eskiden 20 kilo vermemi sağlayan Dr. Osman Bulutlar’ın rejim mantığına çok benziyor ve bu tür rejimler bana çok uyuyor.

Bu resmi geçen gün buldum ve dehşete kapıldım. Ailem de beni o halde hatırlamıyor ama gerçek; insan sevince gözünü kör ediyor demek ki. Photoshop vs yok. Özellikle gelini de gösterdim ki aramızdaki farkı görebilin diye, kollar neredeyse iki katı. Ben ben olmaktan çıkmışım meğer. İşte bu yüzden kimse beni şişman veya zayıf halime göre tanıyor ve diğerini tanıyamıyor.
Zayıf halimi bilen komşum beni şişman halimle tanımamış ve ilk defa karşılaştığımızı sanmıştı, şimdi sporda yine tanıyamadı:)
Geçen ay başka bir komşu sesimden tanıdığını söyledi:)
İki yeni yazı ile tekrar beraberiz: Biri “ne yaşıyorum ve ne  hissediyorum”, diğeri ise “ne yiyorum” ile ilgili….

Sizlere soruyorum siz hiç şişman oldunuz mu? Hayatında hiç şişman, hele de obez olmamış biri şişman biri nasıl hisseder, düşünür, yaşar bilemez. Evet empati kurabilir; ama taaa ciğerinde hissedemez bir başka şişmanın sıkıntısını.

Aman yanlış anlaşılmasın, şişman olmayan diyetisyenler veya psikologlar yardım edemez demek değil. Tam tersine zayıf olan biri de zayıf olmanın nasıl bir şey olduğunu bildiği için zayıf gibi düşünmeyi öğretebiliyor insana. Benim klinik psikolog olan (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/06/klinik-psikolog.html) kardeşimle ki kendisi manken gibi, kardeşçe sohbetlerimizden bile çok faydalandım ben. Bana maddi manevi destek oldu hep. Evet tanıdığa/aileye terapi yapılamıyor ama ablasına bir kadın, bir kardeş olarak çok destek oldu, motive etti; haydi diye iteledi, rejimi savsakladığım zaman tekrar bir tarih belirlemem için destekledi.
Rejime ilk başladığımda kardeşim bana bir kitap almıştı: “Beck Diyet Çözümü” http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=567798
Ben Dukan ve bu kitabı aynı anda, paralel olarak okudum. Birbirlerini destekledikleri için bazen hangisi ne diyordu karıştırdığım bile oldu. Bu kitaptan da çok şey öğrendim, tavsiye ediyorum. Hepsini uygulayabildim mi, hayır ama hatırlamak bile yeter. Benim bu kitaptan hatırladığım en temel iki şey:
  • Biri oturmadan ayak üstü yemek yememek (itiraf ediyorum hala uygulayamıyorum çok ayıp), evin her yerine buzdolabına vs “otur” diye kağıtlar yapıştırttı bana; ama uygulama tembeliyim.
  • Diğeri ise “aklımda kalır deme” deyip neden zayıflamak istediğimi yazıp yanımda taşımamı ve gün içinde birkaç kez hele de kendime yenileceğimi düşündüğüm an açıp bakmamı söylemesi. Bunu hala yapıyor muyum, hayır; ama yapmalıyım. Geçen gün listeyi cüzdanımda bulunca, artık pek çok emelime ulaştığımı gördüm ve sevindim. 
Özel olmayan birkaçını sizinle paylaşacağım belki siz de aynı şeyleri düşünüyorsunuzdur, sizin hazırlayacağınız listeye örnek olur diye… Mesela:
  • Daha sağlıklı oldum (belim daha az ağrıyor, ütü bile yapabiliyorum)
  • Ağrılarım azaldı
  • Çocuğum için daha uzun ömürlü olabilirim demişim (Allah kerim ama adım attım en azından),
  • Daha güzel ve çekici olmak için de bir aşama atladım,
  • Eski kıyafetlerimi ve ayakkabılarımı giymek (hele de topukluları yorulmadan giymek), topuklu ile sahneye bile çıktım dün,
  • Kolayca kıyafet ve ayakkabı bulabilirim (evet artık normal mağazalardan alışveriş edebiliyorum)
  • Daha rahat spor yapmak. 1 Ekim'de tekrar spora başladım:) (iki sene evvel yapamadığım pilates hareketlerini daha rahat yapabiliyorum, elim ve ayağımın kavuşmasına seviniyorum
  • Diabet riskim azalır demişim, sanırım bu riskten uzaklaşıyorum
  • Daha rahat nefes alırım (evet tık nefes olmuyorum)
  • Daha rahat şarkı söylerim (evet artık  bir koroda söylüyorum)
  • Yerden bir şey almak, yere oturup kalkmam kolaylaştı
  • Çoraplarımı rahat giyiyorum
  • Külotlu çorap bulmak ve giymek kolaylaşacak bu kış
  • Tanıdıkların yanında “daha rahat” denize girmek için yazı beklesem daha iyi; ama hiç yoktan iyidir. Gerçi ben en dobiş halimde de denizimden mahrum olmadım, o yüzden “daha rahat” diyorum.
  • Manikür ve pedikürümü kendim yapabiliyorum yine
  • Yüzüklerimi takabiliyorum, en önemlisi de alyansımı
  • Saat bulabiliyor ve takabiliyorum; hatta kayıştan zincir parçası bile çıkardım, erkek saati takmak zorunda değilim. Not: Kadın saatlerinde en büyük www.tchibo.com.tr
    ’da var aklınızda bulunsun
  • Daha önce başardım demişim evet yine başardım
  • Listeye yazmamışım ama beni en çok yaralayan, kamçılayan çocuğumun anneannesi veya babaannesi sanılmam (birkaç kez başıma geldi). Artık annesi olduğum daha aşikâr.

Bu kitabı alın okuyun derim; ama çevrenizde sizi destekleyen sağlam kaynaklar yoksa terapiye de başvurabilirsiniz, utanmayın. Çok büyük paralar değil inanın. Diyetisyene, spora verdiğinizden az veya eşit. Herkesin yanında benim gibi doğru kitabı önerecek, doğru teşvikte bulunacak bir psikolog yok ne de olsa…

Bir dostum bana demişti ki “Sana şişmanlık da yakışıyor diyen senin dostun olamaz, inanma”. Bence de doğru. Evet, ben zayıf veya şişman yine benim; ama şişmanlık kimseye yakışmıyor; sadece içini değiştirmiyor ama hayatını zorlaştırıyor. Değnek gibi olmak değil hedef, sağlıklı bir bedene sahip olmak.

İlk yazımdan bu yana, tanıdık tanımadık bana mesaj atan, arayan pek çok kişi oldu, destek isteyen, öneri isteyen. Herkese dediğim gibi ben doktor, dietisyen veya psikolog değilim. Ancak kendi deneyimimden yola çıkarak kendi yediklerimi örnek göstererek öneride bulunabilirim; ama arkadaş olarak manevi destek olmaya çalışırım dedim arkadaşlarıma. Çünkü biliyorum ki pek çok insan benim gibi birine hesap vermedikçe veya para vermedikçe kendini hizaya sokamıyor. Bu sefer kendi kendimeyim bu macerada; ama aslında değilim de: Beni örnek alan, benimle rejim yapanlar oldukça ben de kaçamak yapamıyorum, kötü örnek olmayayım diye. Bazen yakın arkadaşlarımı arayıp ya da mesajlaşıp nasıl gidiyor diye sorup vicdanının sesi olmaya çalışıyorum. Çünkü anca beraber kanca beraber… Hatta annesi, eşi vs kitabı alıp da yap diye yalvarmasına rağmen yapmayan kimselerin, yazımı okuduktan sonra, güç alıp "ben neden başaramayayım" diyerek, kendilerini o kısırdöngüden çıkarıp rejime niyet etmelerine vesile olmak benim en büyük mutluluğum. Hiçbir kar amacı olmadan; sadece birilerinin daha depresiflikten uzak, sağlıklı yaşama yakın bir hayata adım atmasını görmek ne güzel. Daha da komiği, çok yakın dostum yazımı okuyunca sigarayı bırakmış, kendi iradesine hakim olabilmek için. "Bu da yazının yan etkisi olsa gerek" dedik, güldük, hep ilaçların olacak değil ya:))

Bir de lütfen bir doktora danışın. Ben hem bir aile hekimine, hem de dahiliye uzmanına danışıyorum. Hele de diabet, yüksek tansiyon vs gibi özel bir durumunuz varsa, ilaçlarınızın dozunun ayarlanması gibi konularda MUTLAKA doktor yardımı almalısınız. Kendi kendinize yapacağınız bir rejim hayatınızı riske atabilir. Annem diabetik olduğu için biliyorum, yaşadık. İlaç dozu ayarlanmaz ise şekeriniz risk derecesinde düşebilir. İlacın dozu yüksek karbonhidrat aldığınız varsayılarak veriliyormuş. Değil dukan herhangi bir karbonhidrat yoksunu (veya azaltılmış) rejimde bu ilaç dozu bu sefer size fazla gelir ve doktorunuz azaltmalı imiş. Pek çok  doktor zaten rejim yapıp zayıflayarak sağlığına kavuşmayı, ilaçlara nazaran daha faydalı buluyor. Ne de olsa ilaçların yan etkileri olabiliyor. (Aman bu da yanlış anlaşılmasın, ilaç lazım, kesmek yok; ama dozunu doktor bilir ve ayarlayabilir) Doktor takibinde olmayı unutmayın. Örneğin dayım çok kısa bir sürede (ödem veya değil) çok kilo verince doktoru (kendisi değil!) insülin alımını durdurmuş; çünkü şeker seviyesi iyi bir seviyeye gelmiş.

Bu rejimin bir başka sıkıntısı ise şu: Kabızlık. Hele de atak evresini uzun yapanlarda kaçınılmaz oluyor. Bağırsak probleminiz varsa bir gastroenterlogdan yardım alın. Bir arkadaşım 10 gün atak yapınca 9. günde hastaneye gitmek zorunda kaldı; çünkü bağırsak problemi varmış. Şimdi doktor kontrolünde tedavisine de devam ediyor, zayıflamaya da. Kabızlık problemi için su içmek, seyir evresinde sebze yemek, lifli yemek, yulaf kepeğini ihmal etmemek çok önemli.

"Su içmezsen yapma bu rejimi" diye bas bas bağırıyor adam kitabında. Doktora sordum üre yükselebilir dedi. Fakat gut hastası iseniz çok riskli imiş. O zaman su yetersiz imiş çok proteine karşı.

Bu arada bu Atkins rejimi gibi yağ, şarküteri serbest bir rejim değil, kolestrolü tavan yapmaya sebep olmuyor; ama risk grubundaysanız diğer etmenler için doktorunuzla konuşun. Sadece önyargı ile milletin karalaması ile “kalp için, kolestrol için zararlı” masallarına doktorunuzdan duymadan inanmayın.

Bunlar benim öğrendiklerim, siz de doktorunuzdan çok şey öğrenebilirsiniz.

Bu yazıyı da okuyabilirsiniz; güzel özetlemiş: http://www.dukandiyetitariflerim.com/2012/03/ilk-ve-son-kez-yaziyorum.html

Ne yiyorsun, menü yapıyor musun diyenlere bir sonraki yazımı okuyun derim…

Şimdi fotolar:



2011-2012 doğumgünlerim

 Ve beyazzzz giymek



enine çizgili ve beyaz giyebilmek
topuklu sevdası





spora başlandı
en son halim, gerçek ben'e en yakın halim
spora giderken süslenmek moral oluyor

8 Eylül 2012 Cumartesi

Çocuklarımızı uyarırken iyimser (pozitif) düşünmek ve konuşmak

Annem hep der ki olumlu cümle kur.
Örneğin "oğlum koşma düşersin" yerine "DÜŞMEYESİN" demek önemli. Olasılık arttırmanın lüzumu yok.
Büyükler der ya "söz can bulur" diye, şimdi moda haliyle olumlama veya kuantum vs. oldu adı bunların.
Secret neden çok satıyor, fengshui vs hep aynı mantıktan...

Ben de oğluma bir şey derken dikkat ediyorum ve arkadaşlarımı da bu konuda uyarmaya çalışıyorum.
Tek tek bilgilendirmek yerine buradan yazayım da diğer anneler de dikkat etsin dedim.

Geçen aylarda bir söz okumuştum. Bir akademisyenin yazısının içinde geçiyordu.
Bugün ararken baktım başka blogger anneler de paylaşmış bu sözü ve meğer Victor Hugo'ya aitmiş.


"Bir çocuğa “yalan söyleme” demeyin.
“Doğruyu söyle” deyin.
Birincide suçlamış,
İkinci de ise yol göstermiş olursunuz…!

Victor Hugo"

Söyleyiş tarzı çok şey öğretir hem bize, hem de çocuklarımıza...


16 Ağustos 2012 Perşembe

Çocuk yıkama hakkında öneriler

Geçen aylarda size bahsettiğim bir arkadaşım vardı. Hani şu diş çıkarma sorunu için şurup öneren: (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/07/dis-ckarma-sorunu.html)

Dün bu arkadaşa oturmaya gittim ve sizler için yeni bilgiler edindim:
Biri şu: gülmekten veya ağlamaktan katılan çocuğun ağzına üflerseniz düzeliyormuş. Ona Dr önermiş ve panik yapmamasını daha doğrusu belli etmemesini; çünkü çocuğun bunu ilgi çekmek için kullanabileceğini söylemiş.

Önce şunu söylemeliyim ki arkadaşım Şeniz Almanya'da yaşamış bir kadın ve diğer tüm tanıdığım Almanya kökenli kız (maalesef tüm erkekler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim) arkadaşlarım gibi kendi ayakları üstünde durabilen, dobra, becerikli kadınlardan biri.
Üstelik denizci eşi olduğu için oğluşuna 4 veya 5 ay yanlız bakan, kendine yetmesi gereken bir anne. Doğumda bile eşi yanında değildi, babasını oğlunu 4 aylıkken gördü. Pilot olan eşim 4-5 gün gelmeyince zorlanınca hemen aklıma o geliyor ve kendimden utanıyorum. Allah eşlerimizi başımızdan eksik etmesin, çocuklarımızı babalarından ayrı düşürmesin.

Benim daha sonraki yazılarımda değinmek istediğim bir konu vardı. Çocuğumu nasıl yıkadığımda dair yazmak istiyordum...

Şeniz bunu çok pratik bir çözümle halletmiş. Delikli dikdörtgen bir çamaşır sepetinin tabanına havlu koyuyormuş ve çocuğu da içine oturtuyormuş. Çok sağlıklı, pratik ve ucuz bir yöntem. Çünkü: küvette pis su kalmıyor, akan su ile gidiyor/delikli olduğu için boğulma tehlikesi yaratmıyor/dibindeki havlu kaymayı önlüyor, file vs gerektirmiyor/çocuk kilolu bile olsa sığıyor. Akıllı bıdık arkadaşım benim:)))


Gelelim benim banyo maceralarıma:
Ben de her anne gibi bebek küveti aldım (hatta anneannemiz aldı, gayet güzel Mothercare marka, hatta ayakları bile var, içine havlu file de aldım ama ıslak ıslak çocuğu üşütüyor diye onu da kullanmadım); ama pek kullanmadık ve atıl durdu tepelerde.

Çünkü bebeğimi kucağıma alarak beraber yıkanmak daha kolay oldu. Sırt üstü (annemin de beni yıkadığı gibi) koluma yatırarak yıkadım. Başını geriye verdiğim için de yüzüne su gelmedi ve hiç ağlamadı. Banyo yapmayı çok sevdi, hatta ileri ki zamanlarda çıkarttığımız için çok ağladı, tepindi; hala da kavgamız sürüyor. Yengeç burcu oğlum tam bir su kuşu.
Kayınvalidemin "çocuk yüzüstü yatırılarak yıkanır" sözlerine hiç kulak asmadım; çünkü gözüne, yüzüne su vs. gelen çocuk ürküyor, nefessiz kalıyor. Ben çocukken bu metoddan memnundum ve çocuğuma da bunu uyguladım.

Hatta şu an başını arkaya kaldırmayı bilemediği ve benim direktiflerime pek kulak asmadığı için yüzüne su geliyor ve banyonun bu kısmını sevmiyor. Su şapkası adını taktığımız (çünkü şapka takmayı seviyor) siperlikle daha rahat yıkanıyor. Babası yıkarsa siperlik takmıyor ve yağmur yağıyor oyunuyla oyalamaya çalışıyor.

Doğduğu zaman anneannemiz lastikli bir Chicco siperlik almıştı, çok da memnun kaldık; ama artık üretilmiyor. Seneler içinde içindeki teller kırılıp çıktı ve paslandı.


Ben de yeni bir Chicco siperlik aldım (ayarlı) ama hiç kullanamadık çünkü küçük geldi, takmak imkansız büyük çocuklara. Çocuğun başını acıttı, sert ve dar.
 En son OKBaby'nin silikon siperliğinden memnun kaldık.
Başka markalar da siperlik veya kalkan üretmiş hem de daha ucuza; ama her tür uymayabiliyor silikon değilse, denemeden almayın.

(Eylül 2012) Yırtılanın yerine yeni bir siperlik daha aldım. Bu sitede de (http://www.banyosapkasi.com/) satılıyor ama daha pahalıya 29 TL. Ben ise bu siteden 7 TLye aldım: http://www.yakaladinyakaladin.com/goze-su-kacirmayan-bebek-banyo-sapkasi.html



Bir ara arkadaşım Sibel bir aparat vermişti. Ona oturttuk, önündeki oyuncaklarla da güzel güzel oynadı.


Muadilleri çok pahalıydı.
Şimdi Joker jokjok daha ucuzunu yapmış
ama yine de o parayı vermeye değer mi sepet dururken... Koy oyuncaklarını da oynasın. Üstelik kilolu çocuklar sığmıyormuş.
Ya da kaydırmaz mat şeklinde olanlar var: http://www.fikirdenk.com/urun/mothercare-aqua-pod-banyo-mati/

İlle de küvet alayım derseniz katlanan veya lavaboya sığan versiyonlar çıkmış:

http://www.fikirdenk.com/urun/puj-yenidogan-kuveti/

Not: Termometre de kullanmadım. Başta aldım tabi; ama pek kullanmadım, akan su ile yıkayınca gerek kalmıyor zaten. Hatta aldığım termometre patlamış, boyası akmıştı.

Bir de bize özel bir hikaye: Bir gün suda kalmaktan parmakları buruştuğunda elinden ürktü/iğrendi, anne bak ne olmuş tarzı sorular sordu. Ben de "dede parmak" olmuş dedim. Sevgili babacığımın parmakları hala gergin, hiç de buruşuk değil, o ayrı:))) O günden sonra gülerek "bak dede parmak oldu" diyor. Ben de ona şunu öğrettim: dede parmak olunca banyo bitmeli, banyoda çok kaldık demek. Babası yıkayınca çoook uzun kalıp oyuna daldığı için dede parmak olmak kaçınılmaz:)

Sonuç her çocuk farklıdır; her annenin "bence"leri farklıdır. Çocuğuna zarar vermedikçe, kimsenin bir başka anneyi yargılamaya hakkı yoktur. Bunlar da benim "bence"lerim. İstediklerinize kulak asın, istediğiniz konuda bildiğinizi okuyun :)))))

Bu videoyu bir arkadaşımın duvarında gördüm. Belki siz de beğenirsiniz. Bence rahim efekti yaratılmaya çalışılmış.
http://www.youtube.com/watch?v=OPSAgs-exfQ&feature=related

11 Haziran 2012 Pazartesi

SUDOCREM her derde deva bir krem daha... özellikle pişiğe

Sudocrem ile tanışmam 2 sene evvel Ali Mert'in antibiyotik yüzünden pişik olmasına rastlar. Çocuğun poposu ciğer gibiydi ve ne önerseler deniyorduk, su değdiğinde bile ağlar olmuştu. 

Komşum Hülya sağolsun, bana uğra sana bir krem vereyim dedi. Kocası İngiltere'den getirmiş. Aldım denedim ve iyi geldi. Daha sonra araştırdım Türkiye'de Mothercare mağazalarında satılıyormuş. Hemen iki boy aldım. Bir büyük 250 gr bir de orta boy 125 gr çanta için. (Minicik boyları bile var) 
http://www.sudocrem.com/turkey/ana-sayfa.php




Fiyatları da çok pahalı değildi.

 

O günden bu yana pek çok kişiye tavsiye ettim ve müdavimi yaptım. Beni hayran bırakan bir özelliği de her derde deva özelliği idi. Sadece pişikler için değil, egzama, yatak yarası!!! (yaşlılarda çok sorun), kesik, çizik, isilik, güneş yanığı vs gibi pek çok derde iyi gelmesiydi. İzmir'de kuzenimi ziyarete gittiğimde 4 aylık bebeğinin boynu isilik olmuştu sıcaktan. Katlanan kısım kızarmıştı iyice. Gece kremi sürdük sabaha iyi geldi. O günden beri de kullanıyorlarmış. Geçen haftalarda bana mail attı: "Meliscim, çok sağol, sudo’nun ateşli kullanıcılarındanız sayende. "diye... 

Çocuklarında atopik egzaması olan iki kişiye daha önerdim ve iyi gelmiş. Tek derdim, geçen sonbahardan beri bu ürünün Mothercare mağazalarında satılmaması. Artık eczanelerde satılıyor ve neredeyse 2 katı fiyata:((( 
250 gr 34 TL olmuş, 125 ise 20 TL

 Dayanamadım bu fiyat değişikliğini Türkiye'ye getiren firmaya sordum ve aldığım cevabı sizinle paylaşıyorum: 

"Merhaba Melis Hanım, Sudocrem firmamız Biocodex tarafından, Haziran 2011 tarihi itibarı ile Sağlık Bakanlığı ruhsatı ile kanuni olarak ithal edilmektedir. Daha öncesinde sözü geçen mağazalardaki satışı resmi olmadığından, herhangi bir şekilde devletimize KDV, ÖTV ve gümrük vergileri ödenmediğinden fiyatı farklı olmuştur. Biz şirket olarak fiyatlarımızı mümkün olduğunca düşük tutmaktayız. Sudocrem gibi uluslararası bilinirliği ve faydası kanıtlanmış bir ürünün halkın faydasına sunulması önceliğimizdir. Sudocrem Türkiye’de tüm eczanelerde bulunmaktadır. Sudocrem’e gösterdiğiniz ilginiz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla Zeynep Aktosun Sudocrem Ürün Müdürü"

Keşke daha ucuz olsa; ama yine de değer...
Uzun süre de gidiyor. Hem de kötü kokmuyor.

Not: (Temmuz 2012) Mothercare tekrar satmaya başlamış. Ama Biocodex etiketli ve yeni fiyatlarla (eczanelerle aynı fiyat)

Geçen gün annemin eli fırına değince yandı, hemen Sudocrem sürdük. İyi gelmiş su falan toplamamış. Yara olmasını engelledi. (minor burns yazıyor ya üstünde küçük çaplı yanığa iyi geldiğini görmüş olduk)

9 Haziran 2012 Cumartesi

Emzirme Minderi/Yastığı

Emzirme minderi de anneyi rahat ettiren ürünlerden biri.
Ben doğum öncesi internetten
Casual Nest Şişme Emzirme Minderi almıştım. Ancak hiç memnun kalmadım ve iade ettim. Çünkü:

bele tam oturmayı sağlayan cırt cırt bant çok kuvvetli ve açarken çok ses çıkarıyor. Meme emerken uyuyan bebeği uyandırdığı için bebeği yatırıp ayrı bir yerde çıkarmak gerekiyor. Tüylü yüzeyi terletebilir diye üzerine ayrı bir bez örtmek gerekiyor.

Daha sonra arkadaşım bana Mycey emzirme minderi getirdi. Çok memnun kaldım.
şu an 50 TL



Rahatça bebeğimi emzirdim. Belimde fıtık olduğu için emzirirken sırtım çok ağrıyordu, bu rahatlattı.

Ancak ufak tefek annelerde bebek biraz yukarıda kalabiliyor. Kullanamayan arkadaşlarım da oldu. Onlardan biri de Sevibebe'nin bileğe takılan ürünü ile rahat etti.


Dönelim Mycey mindere...
Bu ürünün benim zamanımda kılıfı sabitti. Tüm minderi yıkadım ve küflendi; çünkü içi kurumadı.
Ama yeni modeller fermuarlı. Bu çok güzel bir özellik.

Ayrıca bu minder bebek oturmaya başladığı zaman destek minderi olarak da kullanılabiliyor. Şu an iki arkadaşım da bu minderi bu özelliği ile kullanıyor.


Bugün Baby Jem'in de emzirme yastığı ve minderi satmaya başladığını gördüm (Temmuz 2012)



Benim oğlumun pozları için:)