Hep size diyorum ya kardeşim (Mine Hasırcı) belki bana terapi yapamıyor etik açıdan; ama onun bir sözü, bir paylaşımı dünyalara bedel oluyor bazen. İşte bu da onlardan biri.
Beni ellerimi çırpıp zıplatan, sonra da ağlatan bu videoyu İng bilmeyenler için de olduğunca çevirmeye çalıştım. Seyredin seyrettirin. Belki Türkçesini baştan yazmak büyüsünü bozabilir ama ne yapayım:)
"Karen Walrond sizi tanımıyor ama sizin güzel olduğunuzdan kesin emin. Ona 3 dk verin ve size kanıtlasın. Bugün birine güzel olduğunu söyleyin olur mu?
Hey SenEvet Sen İşte burada medyanın senin bilmeni istemediği bir şey var:Sen güzelsin. Bu doğru.İşte burada herkesin bilmesi için en iyi 10 yöntem:
1. Unutma ki farklılıklar vardır, kusurlar değil
2. Sadece bir moda kuralı vardır: Eğer sana kendini muhteşem hissettiriyorsa, giy onu
3. Savunmasız olmak için istekli ol ki eğlencenin dibine vurabilesin
4. Bakış açını kontrol et, bakış açısı her şeydir.
5. Seksi için başka bir sözcük mü arıyorsun? Güvenli
6. Nefes al. Derin derin ve her gün
7. Kendini ifade et: sıkça, nazikçe ve özür dilemeden
8. Adım atmakta saklı macera, olasılırlığı kucakla
9. Genç kalabilmek için harikayı aramaktan vazgeçme
10. Ve son olarak: kendi hayat hikayeni yarat. Asla başkalarının senin namına yaratmasına izin verme
Çünkü başkaları ne derse desin altında yatan bir gerçek var:SEN FARKLISIN VE GÜZELSİN.O ZAMAN GİT VE MUHTEŞEM OL.
http://www.upworthy.com/finally-pictures-of-gorgeous-women-that-make-you-feel-better-about-yourself-inst?g=4
Kadının, kadınlığını unutmadan, çocuğuyla mutlu ve kolay bir hayat yaşayabilmesi için önerilerin paylaşılacağı bir sayfa...
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mart 2013 Cuma
8 Ekim 2012 Pazartesi
Dukan maceram ikinci round, zayıflamaya devam, artık SADECE ŞİŞMANIM
Bir süre sapıtıp homini gırtlak yedikten sonra tekrar
yola girdim. 22 Ağustos (harika bir bayram yemeğinden sonra) tekrar başladım.
Bu sefer eskisi kadar hızlı gitmiyor. Tekrar 10 gün atak yapmama rağmen…
Ama bir aydan kısa bir sürede 3,5 kg verdim. Hatta 22
Ağustostan bu yana 4,5 kg ile şu an 24 kg oldu bile.
Artık 42 beden pantolon giyebilir hale geldim. Artık vücut kitle endeksi
bana ikinci derece obez demiyor; sadece şişman diyor. Normal de olacağım inşallah.
Evlendikten sonra 45 kg aldığım için daha yolum uzun; ama
pes etmek yok.
| Bu resme blogcu bir anne arkadaşımın sayfasında rastladım (http://yerdenuzak.blogspot.com/2012/09/yeni-bir-baslangc-daha.html) benim duygularımı tarif ediyor diye atladım hemen. O da www.polyvore.com'da bulmuş bu resmi. |
Bir türlü yeni yazı yazamıyordum. Bu gece bir dostumun
bana yolladığı bir video harekete geçirdi beni: http://www.youtube.com/watch?v=gegVePV7AWc&feature=share
Hatta öyle etkilendim ki Facebook’ta şunu yazmadan edemedim: “Bunu benimle paylaşan kardeşim Andre'ye sonsuz
teşekkürler. Gece gece ağlattı beni. Şişman olduğun için acı çekip,
aşağılanmayı da farklı bir sese sahip olduğun için hayran kalınıp takdir
edilmeyi de gayet iyi biliyorum, her iki duyguyu da yaşadım. Zayıfken bile sırf hazırlıksız, doğaçlama girdiğim
konservatuar sınavında önce dalga geçilip ciddiye alınmayıp şarkı söylemeye
başlayınca insanların bakışının nasıl değiştiğini bizzat yaşadım. Kilolu
olduğu için dalga geçilen pek çok arkadaşımın şarkı söylemeye başladığı anda
nasıl etrafındakileri hayran bıraktığını, ayakta alkışlandığını da gördüm. Lütfen
insanlara önyargı ile yaklaşıp sadece fiziksel görünümüne göre davranıp onları
kırmadan önce tekrar düşünün. Onları kırarak içlerindeki cevheri köreltiyorsunuz. Herkesin!!! olağanüstü olan
bir yanı vardır; lütfen ağzınızı açmadan, gözlerinizi devirmeden, kikirdeşmeden
önce bir kez daha düşünün.”
Susan Boyle'un bu videosunu da (http://www.youtube.com/watch?v=g0I7M_I1Fp0&feature=related) seyredin ve bir kez daha düşünün kimlere önyargı ile yaklaşıyorum diye. Yine beni hüngür hüngür ağlattı.
Ve daha sonra da lütfen bu videoyu seyredin. (http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&v=9o8PgJPUjfo&NR=1)
47 yaşında hayallerinin peşinden giden bir kadının hayranı olduğu sanatçı ile (ki ondan daha güzel söylüyor) düet yapabildiğini; hayran olduğu aktör şarkıcının onu ziyarete gidişini, erkek gibi gözüktüğü için alay konusu iken bir iki dokunuşla kadınsı güzelliğinin ortaya çıktığını, hiçbir şey için geç olmadığını, insanların önyargıları ile başkalarını nasıl kabuklarına hapsettiğini görün. Kabuğunuzu kırmak sizin elinizde...
Bu da hayallerini gerçek oluşunun özeti (http://www.youtube.com/watch?v=-_-EntHb5TM&feature=related)
Bu videodan sonra klinik psikolog kardeşim Mine Hasırcı'nın bir yazısını tekrar paylaşmam gerektiğini hatırladım. Çünkü konuya cuk oturuyor. http://www.minehasirci.com/2012/09/mukemmel-olma-ihtiyac.html
Susan Boyle'un bu videosunu da (http://www.youtube.com/watch?v=g0I7M_I1Fp0&feature=related) seyredin ve bir kez daha düşünün kimlere önyargı ile yaklaşıyorum diye. Yine beni hüngür hüngür ağlattı.
Ve daha sonra da lütfen bu videoyu seyredin. (http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&v=9o8PgJPUjfo&NR=1)
47 yaşında hayallerinin peşinden giden bir kadının hayranı olduğu sanatçı ile (ki ondan daha güzel söylüyor) düet yapabildiğini; hayran olduğu aktör şarkıcının onu ziyarete gidişini, erkek gibi gözüktüğü için alay konusu iken bir iki dokunuşla kadınsı güzelliğinin ortaya çıktığını, hiçbir şey için geç olmadığını, insanların önyargıları ile başkalarını nasıl kabuklarına hapsettiğini görün. Kabuğunuzu kırmak sizin elinizde...
Bu da hayallerini gerçek oluşunun özeti (http://www.youtube.com/watch?v=-_-EntHb5TM&feature=related)
Bu videodan sonra klinik psikolog kardeşim Mine Hasırcı'nın bir yazısını tekrar paylaşmam gerektiğini hatırladım. Çünkü konuya cuk oturuyor. http://www.minehasirci.com/2012/09/mukemmel-olma-ihtiyac.html
Düşününce öyle çok kez yaralandım ki bugüne dek.
Üstelik çoğu zaman obez değil; hatta şişman bile değildim: Sahneye tayt ile
çıkacağım zaman beni şişman sanan (ki oldukça zayıfmışım, hani sizin fıstık
sandığınız fotolardaki ben) hocam koreografiyi değiştirmişti. Çalıştığım yerde neler
işitmedim yıllarca “odaya girince yer sarsıldı”, “öğle yemeğine niye gidiyorsun
ihtiyacın yok”, “o kadar yağım olsa ben de üşümem” daha neler neler.
Zayıfladığım zaman da aman geri alma diye ihtarlar. Tezgahtarlar sizi kale almaz
şişmansanız, size olmaz derler, bazen pek ilgilenmezler. Kime ne???? Ama
insanın bir yerinde o çakılan çivi gibi sözlerin izi kalıyormuş demek…
Hani geçen yazımda (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/07/sana-ne-oldu-diyenlere-dukan-sayesinde.html) demiştim ya tv seyrederken, sokakta
zayıf birini görsem zayıf oluşunu düşünüyorum; ama ters tepiyor yiyorum diye…
Şimdi de tam tersi: bir dizide veya sokakta şişman birini görsem, yanına yanaşıp/mail
atıp “bu rejimi dene, ben bile yapmayı başardım, en azından sağlığın iyiye
gidiyor, rahatlıyor vücudun, dolayısı ile hayatın” diyesim geliyor. Demiyorum
tabi; çünkü incitme riskim var. Saba Tümer’de 18 ayda 78 kg veren Efsane Gürsel
ile ilgili bir program izlemiştim aylar önce. Saba Hn kızın eski resimlerine
bakıp Efsane Hanımın yanında öyle bir gülüp eski haliyle dalga geçmişti ki içim
acımıştı. Çünkü o programı izlerken hala şişman olan ve o eski resimlere
benzeyen kişiler vardı mutlaka ve o sözler, gülüşmeler onları yaralamıştır.
Dukan benim babamın oğlu değil; ama eskiden 20 kilo
vermemi sağlayan Dr. Osman Bulutlar’ın rejim mantığına çok benziyor ve bu tür
rejimler bana çok uyuyor.
Bu resmi geçen gün buldum ve dehşete kapıldım. Ailem de beni o halde hatırlamıyor ama gerçek; insan sevince gözünü kör ediyor demek ki. Photoshop vs yok. Özellikle gelini de gösterdim ki aramızdaki farkı görebilin diye, kollar neredeyse iki katı. Ben ben olmaktan çıkmışım meğer. İşte bu yüzden kimse beni şişman veya zayıf halime göre tanıyor ve diğerini tanıyamıyor.
Zayıf halimi bilen komşum beni şişman halimle tanımamış ve ilk defa karşılaştığımızı sanmıştı, şimdi sporda yine tanıyamadı:)
Geçen ay başka bir komşu sesimden tanıdığını söyledi:)
Zayıf halimi bilen komşum beni şişman halimle tanımamış ve ilk defa karşılaştığımızı sanmıştı, şimdi sporda yine tanıyamadı:)
Geçen ay başka bir komşu sesimden tanıdığını söyledi:)
İki yeni yazı ile tekrar beraberiz: Biri “ne yaşıyorum
ve ne hissediyorum”, diğeri ise “ne
yiyorum” ile ilgili….
Sizlere soruyorum siz hiç şişman oldunuz mu? Hayatında
hiç şişman, hele de obez olmamış biri şişman biri nasıl hisseder, düşünür,
yaşar bilemez. Evet empati kurabilir; ama taaa ciğerinde hissedemez bir başka
şişmanın sıkıntısını.
Aman yanlış anlaşılmasın, şişman olmayan diyetisyenler
veya psikologlar yardım edemez demek değil. Tam tersine zayıf olan biri de
zayıf olmanın nasıl bir şey olduğunu bildiği için zayıf gibi düşünmeyi
öğretebiliyor insana. Benim klinik psikolog olan (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/06/klinik-psikolog.html)
kardeşimle ki kendisi manken gibi, kardeşçe sohbetlerimizden bile çok
faydalandım ben. Bana maddi manevi destek oldu hep. Evet tanıdığa/aileye terapi
yapılamıyor ama ablasına bir kadın, bir kardeş olarak çok destek oldu, motive
etti; haydi diye iteledi, rejimi savsakladığım zaman tekrar bir tarih
belirlemem için destekledi.
Rejime ilk başladığımda kardeşim bana bir kitap
almıştı: “Beck Diyet Çözümü” http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=567798
Ben Dukan ve bu kitabı aynı anda, paralel olarak okudum. Birbirlerini
destekledikleri için bazen hangisi ne diyordu karıştırdığım bile oldu. Bu kitaptan da çok şey
öğrendim, tavsiye ediyorum. Hepsini uygulayabildim mi, hayır ama hatırlamak
bile yeter. Benim bu kitaptan hatırladığım en temel iki şey:
- Biri oturmadan ayak üstü yemek yememek (itiraf ediyorum hala uygulayamıyorum çok ayıp), evin her yerine buzdolabına vs “otur” diye kağıtlar yapıştırttı bana; ama uygulama tembeliyim.
- Diğeri ise “aklımda kalır deme” deyip neden zayıflamak istediğimi yazıp yanımda taşımamı ve gün içinde birkaç kez hele de kendime yenileceğimi düşündüğüm an açıp bakmamı söylemesi. Bunu hala yapıyor muyum, hayır; ama yapmalıyım. Geçen gün listeyi cüzdanımda bulunca, artık pek çok emelime ulaştığımı gördüm ve sevindim.
- Daha sağlıklı oldum (belim daha az ağrıyor, ütü bile yapabiliyorum)
- Ağrılarım azaldı
- Çocuğum için daha uzun ömürlü olabilirim demişim (Allah kerim ama adım attım en azından),
- Daha güzel ve çekici olmak için de bir aşama atladım,
- Eski kıyafetlerimi ve ayakkabılarımı giymek (hele de topukluları yorulmadan giymek), topuklu ile sahneye bile çıktım dün,
- Kolayca kıyafet ve ayakkabı bulabilirim (evet artık normal mağazalardan alışveriş edebiliyorum)
- Daha rahat spor yapmak. 1 Ekim'de tekrar spora başladım:) (iki sene evvel yapamadığım pilates hareketlerini daha rahat yapabiliyorum, elim ve ayağımın kavuşmasına seviniyorum
- Diabet riskim azalır demişim, sanırım bu riskten uzaklaşıyorum
- Daha rahat nefes alırım (evet tık nefes olmuyorum)
- Daha rahat şarkı söylerim (evet artık bir koroda söylüyorum)
- Yerden bir şey almak, yere oturup kalkmam kolaylaştı
- Çoraplarımı rahat giyiyorum
- Külotlu çorap bulmak ve giymek kolaylaşacak bu kış
- Tanıdıkların yanında “daha rahat” denize girmek için yazı beklesem daha iyi; ama hiç yoktan iyidir. Gerçi ben en dobiş halimde de denizimden mahrum olmadım, o yüzden “daha rahat” diyorum.
- Manikür ve pedikürümü kendim yapabiliyorum yine
- Yüzüklerimi takabiliyorum, en önemlisi de alyansımı
- Saat bulabiliyor ve
takabiliyorum; hatta kayıştan zincir parçası bile çıkardım, erkek saati takmak
zorunda değilim. Not: Kadın saatlerinde en büyük
www.tchibo.com.tr
’da var aklınızda bulunsun - Daha önce başardım demişim evet yine başardım
- Listeye yazmamışım ama beni en çok yaralayan, kamçılayan çocuğumun anneannesi veya babaannesi sanılmam (birkaç kez başıma geldi). Artık annesi olduğum daha aşikâr.
Bu kitabı alın okuyun derim; ama çevrenizde sizi
destekleyen sağlam kaynaklar yoksa terapiye de başvurabilirsiniz, utanmayın.
Çok büyük paralar değil inanın. Diyetisyene, spora verdiğinizden az veya eşit. Herkesin
yanında benim gibi doğru kitabı önerecek, doğru teşvikte bulunacak bir psikolog
yok ne de olsa…
Bir dostum bana demişti ki “Sana şişmanlık da yakışıyor
diyen senin dostun olamaz, inanma”. Bence de doğru. Evet, ben zayıf veya şişman
yine benim; ama şişmanlık kimseye yakışmıyor; sadece içini değiştirmiyor ama
hayatını zorlaştırıyor. Değnek gibi olmak değil hedef, sağlıklı bir bedene
sahip olmak.
İlk yazımdan bu yana, tanıdık tanımadık bana mesaj atan,
arayan pek çok kişi oldu, destek isteyen, öneri isteyen. Herkese dediğim gibi
ben doktor, dietisyen veya psikolog değilim. Ancak kendi deneyimimden yola
çıkarak kendi yediklerimi örnek göstererek öneride bulunabilirim; ama arkadaş
olarak manevi destek olmaya çalışırım dedim arkadaşlarıma. Çünkü biliyorum ki
pek çok insan benim gibi birine hesap vermedikçe veya para vermedikçe kendini
hizaya sokamıyor. Bu sefer kendi kendimeyim bu macerada; ama aslında değilim
de: Beni örnek alan, benimle rejim yapanlar oldukça ben de kaçamak yapamıyorum,
kötü örnek olmayayım diye. Bazen yakın arkadaşlarımı arayıp ya da mesajlaşıp
nasıl gidiyor diye sorup vicdanının sesi olmaya çalışıyorum. Çünkü anca beraber
kanca beraber… Hatta annesi, eşi vs kitabı alıp da yap diye yalvarmasına rağmen yapmayan kimselerin, yazımı okuduktan sonra, güç alıp "ben neden başaramayayım" diyerek, kendilerini o kısırdöngüden çıkarıp rejime niyet etmelerine vesile olmak benim en büyük mutluluğum. Hiçbir kar amacı olmadan; sadece birilerinin daha depresiflikten uzak, sağlıklı yaşama yakın bir hayata adım atmasını görmek ne güzel. Daha da komiği, çok yakın dostum yazımı okuyunca sigarayı bırakmış, kendi iradesine hakim olabilmek için. "Bu da yazının yan etkisi olsa gerek" dedik, güldük, hep ilaçların olacak değil ya:))
Bir de lütfen bir doktora danışın. Ben hem bir aile
hekimine, hem de dahiliye uzmanına danışıyorum. Hele de diabet, yüksek tansiyon
vs gibi özel bir durumunuz varsa, ilaçlarınızın dozunun ayarlanması gibi
konularda MUTLAKA doktor yardımı almalısınız. Kendi kendinize yapacağınız bir
rejim hayatınızı riske atabilir. Annem diabetik olduğu için biliyorum, yaşadık.
İlaç dozu ayarlanmaz ise şekeriniz risk derecesinde düşebilir. İlacın dozu yüksek karbonhidrat aldığınız varsayılarak veriliyormuş. Değil dukan herhangi bir karbonhidrat yoksunu (veya azaltılmış) rejimde bu ilaç dozu bu sefer size fazla gelir ve doktorunuz azaltmalı imiş. Pek çok doktor zaten rejim yapıp zayıflayarak sağlığına kavuşmayı, ilaçlara nazaran
daha faydalı buluyor. Ne de olsa ilaçların yan etkileri olabiliyor. (Aman bu da yanlış anlaşılmasın, ilaç lazım, kesmek yok; ama dozunu doktor bilir ve ayarlayabilir) Doktor
takibinde olmayı unutmayın. Örneğin dayım çok kısa bir sürede (ödem veya değil)
çok kilo verince doktoru (kendisi değil!) insülin alımını durdurmuş; çünkü şeker seviyesi iyi
bir seviyeye gelmiş.
Bu rejimin bir başka sıkıntısı ise şu: Kabızlık. Hele de
atak evresini uzun yapanlarda kaçınılmaz oluyor. Bağırsak probleminiz varsa bir
gastroenterlogdan yardım alın. Bir arkadaşım 10 gün atak yapınca 9. günde hastaneye
gitmek zorunda kaldı; çünkü bağırsak problemi varmış. Şimdi doktor kontrolünde
tedavisine de devam ediyor, zayıflamaya da. Kabızlık problemi için su içmek,
seyir evresinde sebze yemek, lifli yemek, yulaf kepeğini ihmal etmemek çok önemli.
"Su içmezsen yapma bu rejimi" diye bas bas bağırıyor adam
kitabında. Doktora sordum üre yükselebilir dedi. Fakat gut hastası iseniz çok
riskli imiş. O zaman su yetersiz imiş çok proteine karşı.
Bu arada bu Atkins rejimi gibi yağ, şarküteri serbest bir
rejim değil, kolestrolü tavan yapmaya sebep olmuyor; ama risk grubundaysanız diğer
etmenler için doktorunuzla konuşun. Sadece önyargı ile milletin karalaması ile “kalp
için, kolestrol için zararlı” masallarına doktorunuzdan duymadan inanmayın.
Bunlar benim öğrendiklerim, siz de doktorunuzdan çok şey
öğrenebilirsiniz.
Bu yazıyı da okuyabilirsiniz; güzel özetlemiş: http://www.dukandiyetitariflerim.com/2012/03/ilk-ve-son-kez-yaziyorum.html
Ne yiyorsun, menü yapıyor musun diyenlere bir sonraki
yazımı okuyun derim…
![]() |
| 2011-2012 doğumgünlerim |
Ve beyazzzz giymek
![]() |
| enine çizgili ve beyaz giyebilmek |
![]() |
| topuklu sevdası |
![]() |
| spora başlandı |
![]() |
| en son halim, gerçek ben'e en yakın halim |
![]() |
| spora giderken süslenmek moral oluyor |
6 Haziran 2012 Çarşamba
Şoför anne, Chery Tiggo ve Citroen C4 Grand Picasso
Bir kadının hele de bir annenin İstanbul gibi bir şehirde bunalmadan (trafikte bunalıyorsunuz o ayrı) sosyal hayatını devam ettirebilmesi için araba kullanması şart.
Ayrıca çocuk hastalandığında veya yaralandığında acilen hastane götürmek için çok yararlı oluyor.

Sürekli büyüyen şehrimiz sınırlarını zorlamaya başladı. Bir taraftan Edirne'ye bir taraftan İzmit'e doğru genişlemiş olan şehrimizde katettiğiniz km o kadar çok ki araba en iyi çözüm. Çünkü toplu taşımacılık anneler için pratik değil. Çocuğunuzun çantası, puseti, kendi çantanız, yedek ayakkabınız derken çok yükünüz oluyor. Ya trafiğe katlanmayı ve mütemadiyen tıkalı trafikte alternatif yollar düşünerek adeta bir taksi şoförü olmayı seçeceksiniz, ya da toplu taşıma kullanacaksanız puseti; çantaları ve çocuğu yüklenerek hamallığı tercih edeceksiniz.
Ben ilk gruba giriyorum. Araba ile tam teçhizatlı Cevat Kelle modunda, adeta bir karavanla seyahat ediyor gibi her tür ıvır zıvırı barındıran arabamla seyahat ediyorum. Bunun dezavantajı da trafik çilesi:(
Evden çıkıp arkadaşları ile buluşabilen kadın kendini eve kapatmadığı için o kadar bunalmıyor. Bu neşesi de çocuğuna olumlu olarak yansıyor.
Etrafımdaki pek çok akrabam/arkadaşım da hamileliği sırasında fırsatı olmadıysa bile çocuklar biraz büyüyünce ehliyet veya araba aldılar. Kolay olsun diye otomatik vitesle başladılar. Her ne kadar ben aralardan sıyrılabilmek için düz vites sevsem de bu yoğun trafikte otomatik vitesin kolaylığını inkar edecek değilim. Bir yerden başlayın da nasıl olursa olsun.
Önceleri hatchback küçük araba seven biriydim. Hatta kulakları çınlasın çok sevdiğim bir arkadaşım, "Çocuğun olunca yüksek araba seveceksin, daha güvende hissedeceksin" demişti. Güven açısından değil de çocuğun pılını pırtısını sığdırmak açısından büyük bagajlı bir araba daha kullanışlı itiraf ediyorum. Hele de bagajınız yüksek ise benim bazen yaptığım gibi çocuğun altını değiştirmek için platform olarak bile kullanabiliyorsunuz:) Bel fıtığım olduğu için eğilmeden değiştirmek benim için çok önemli.
Pusetler her bagaja kolayca sığmıyor. En pratik en hafif dediğiniz baston pusetler bile uzun gelebiliyor. Bu açıdan pusetleri almadan önce mağaza görevlisinin nezaretinde bagajınıza sığıp sığmadığını kontrol edin. Ben ertesi sabah puset iade ettiğimi bilirim.
Makul fiyatlı büyük araba isteyenlere Chery Tiggo'yu tavsiye ederim. Çin harikası;) bir SUV (ya da halk arasında jip). Pek çok sedan arabadan daha ucuz. Üstelik açılır tavanı sayesinde klima çarpmadan, camdan geri gelen rüzgarla çocuğunuzu üşütmeden serinleyerek seyahat edebiliyorsunuz. Geniş ve yüksek bagajı da avantajlı. Ben 1,6 motor düz vitesli versiyonunu tercih ettim.
http://www.chery.com.tr/m/tiggo/genel.html
Şu an kullandığı araba ise TAM BİR ÇOCUKLU KADIN ARABASI.
Citroen C4 Grand Picasso (7 koltuklu)
http://www.citroen.com.tr/home/#/citroen-grand-c4-picasso/
HEP ERKEKLER İÇİN DİZAYN EDİLEN ARABALAR BU SEFER KADINLAR İÇİN HELE DE ANNELER İÇİN DİZAYN EDİLMİŞ:)
Ayrıca çocuk hastalandığında veya yaralandığında acilen hastane götürmek için çok yararlı oluyor.

Sürekli büyüyen şehrimiz sınırlarını zorlamaya başladı. Bir taraftan Edirne'ye bir taraftan İzmit'e doğru genişlemiş olan şehrimizde katettiğiniz km o kadar çok ki araba en iyi çözüm. Çünkü toplu taşımacılık anneler için pratik değil. Çocuğunuzun çantası, puseti, kendi çantanız, yedek ayakkabınız derken çok yükünüz oluyor. Ya trafiğe katlanmayı ve mütemadiyen tıkalı trafikte alternatif yollar düşünerek adeta bir taksi şoförü olmayı seçeceksiniz, ya da toplu taşıma kullanacaksanız puseti; çantaları ve çocuğu yüklenerek hamallığı tercih edeceksiniz.
Ben ilk gruba giriyorum. Araba ile tam teçhizatlı Cevat Kelle modunda, adeta bir karavanla seyahat ediyor gibi her tür ıvır zıvırı barındıran arabamla seyahat ediyorum. Bunun dezavantajı da trafik çilesi:(Evden çıkıp arkadaşları ile buluşabilen kadın kendini eve kapatmadığı için o kadar bunalmıyor. Bu neşesi de çocuğuna olumlu olarak yansıyor.
Etrafımdaki pek çok akrabam/arkadaşım da hamileliği sırasında fırsatı olmadıysa bile çocuklar biraz büyüyünce ehliyet veya araba aldılar. Kolay olsun diye otomatik vitesle başladılar. Her ne kadar ben aralardan sıyrılabilmek için düz vites sevsem de bu yoğun trafikte otomatik vitesin kolaylığını inkar edecek değilim. Bir yerden başlayın da nasıl olursa olsun.
Önceleri hatchback küçük araba seven biriydim. Hatta kulakları çınlasın çok sevdiğim bir arkadaşım, "Çocuğun olunca yüksek araba seveceksin, daha güvende hissedeceksin" demişti. Güven açısından değil de çocuğun pılını pırtısını sığdırmak açısından büyük bagajlı bir araba daha kullanışlı itiraf ediyorum. Hele de bagajınız yüksek ise benim bazen yaptığım gibi çocuğun altını değiştirmek için platform olarak bile kullanabiliyorsunuz:) Bel fıtığım olduğu için eğilmeden değiştirmek benim için çok önemli.Pusetler her bagaja kolayca sığmıyor. En pratik en hafif dediğiniz baston pusetler bile uzun gelebiliyor. Bu açıdan pusetleri almadan önce mağaza görevlisinin nezaretinde bagajınıza sığıp sığmadığını kontrol edin. Ben ertesi sabah puset iade ettiğimi bilirim.
Makul fiyatlı büyük araba isteyenlere Chery Tiggo'yu tavsiye ederim. Çin harikası;) bir SUV (ya da halk arasında jip). Pek çok sedan arabadan daha ucuz. Üstelik açılır tavanı sayesinde klima çarpmadan, camdan geri gelen rüzgarla çocuğunuzu üşütmeden serinleyerek seyahat edebiliyorsunuz. Geniş ve yüksek bagajı da avantajlı. Ben 1,6 motor düz vitesli versiyonunu tercih ettim.
http://www.chery.com.tr/m/tiggo/genel.html
Şu an kullandığı araba ise TAM BİR ÇOCUKLU KADIN ARABASI.
Citroen C4 Grand Picasso (7 koltuklu)
http://www.citroen.com.tr/home/#/citroen-grand-c4-picasso/
- Her tarafında gözlerinin olması yayıntıları ortadan kaldırıyor. 4 ayrı torpido gözü var. 2 de gizi gözü var. Bagajda ayrı gözleri var.
- Entegre çocuk dikiz aynası var. Böylece cama yapıştırılıp sıcakla sürekli düşen aynalarla boğuşmuyorsunuz.
- Arka camlarda cam içinden çıkan sürgülü perdeleri var. Cam filmlerinin yeterli olmadığı hallerde çok işe yarıyor.
- Şoför güneşliğinde bile ayna var. Süslü kadınların tamamen durmuş trafikte veya park halinde makyaj yapabilmesi için iyi düşünülmüş.
- Bagajı geniş ve ferah. Bagajın üstünü örten sürgülü perde çok pratik. Bagaj kapısının açılmadığı park hallerinde arka koltuktan ulaşmayı kolaylaştırıyor. Arka koltuklar öne kayabiliyor, hafif yatabiliyor, hatta tamamen yatıp kapanabiliyor o ayrı.
- Eşyanız çoksa (hele de market alışverişi sonrası), pusetiniz geniş ve yüksekse bu sürgüyü açık bırakarak her şeyi sığdırabiliyorsunuz.
- Bagajda saklı altıncı ve yedinci koltuklar da anneanne ve dedeyi alıp gezerken devreye giriyor:)
- Bu aracın 5 koltuklu versiyonu da var o Grand Picasso değil sadece Picasso
- Üstelik 1.6 motor ve dizel olduğu için İstanbul trafiği için ideal ve vergisi düşük.
- Panoramik ön camı ve tavanı trafikte bunalmışken ferah bir ortam yaratıyor.
- Ön koltukların arkasından açılan tepsiler büyük çocuklarınız için bardağını; kitabını koyması için ideal.
- Vitesi direksiyon üstünde bir koldan olduğu için vites kutusu yok. El freni bile ön panelde bir düğme şeklinde. Üstelik kendi devreye sokuyor ve çıkarıyor. Tam tembel arabası. Başka araba kullanınca el frenini unutmaya başladım o kadar yani... Vites ve el freninin boşalttığı yere de çantanızı telefonunu koyabiliyorsunuz; bomboş bir alan.
- Tiptronik vites olması, gerektiğinde atak davranmanıza imkan tanıyor.
- Tam otomatik olmadığı için ayağınızı gazdan çekince gitmiyor, gaza basmanız lazım. Bu da kazara kayma çarpma olayını yok ediyor. Yokuşta belli bir süre (yeterli bir süre) kaymadan duruyor ama sonra frene basmazsanız kayıyor (tam otomatikler gibi değil)
- Dedim ya tembel arabası diye, farlarını kendi yakıyor, sileceklerini kendi çalıştırıyor.
- Aynalar kendi kapanıyor ve açılıyor, park halindeyken çarpılmasını engelliyor.
- Kendinden ısıtmalı aynalar karda çok işe yarıyor.
- Aynaların altındaki ışıklar geceleri işe yarıyor.
- Hatta arabanın ışıklarını kumandadan açıp arabanızı rahat bulabiliyorsunuz. Zaten park ettikten sonra da bir süre ışıkları açık kalıyor ki rahat bulabilesiniz yolunuzu.
- Hele bizim gibi kampanya dönemine denk geldiyseniz ön koltukların arkasına takılı hediye DVD playerlar trafikte çocukları oyalamak için birebir.
HEP ERKEKLER İÇİN DİZAYN EDİLEN ARABALAR BU SEFER KADINLAR İÇİN HELE DE ANNELER İÇİN DİZAYN EDİLMİŞ:)
Araba değiştirecekseniz ve büyük aile arabası istiyorsanız bu seçenekleri de değerlendirin derim.
Not: 2012 Autoshow'da yeni versiyonunu inceledim. Dış görünüşünde değişen çok bir şey yok ama ön panele navigasyon paneli eklenmiş ve navigatör standart pakete dahil edilmiş. Ayrıca start/stop özelliği eklenmiş 2012den beri. Start Stop teknolojisi nedir diye soracak olursanız; otomobil sürücüsünün bedensel olarak hareket etmeden duran otomobilin motorunu otomatik olarak stop yani durdurmasıdır. Sürücü harekete geçmek istediğindeyse sistem hızlıca motoru tekrar çalıştırmasıdır.
Yeni resimler:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











.jpg)









.jpg)












